Tapınakçılar nakliye işlerini deniz yoluyla yapmaya başladılar.
Bankerlik, emlakçılık ve inşaat işlerinden sonra şövalyelerin en önem verdikleri sektör denizcilikti. O çağda kara yolculukları çok masraflı, zor ve tehlikeliydi. Deniz yolları ise daha rahat, ekonomik ve güvenliydi. Dolayısıyla, Hıristiyanların hakim olduğu merkezler arasında güvenli ve hızlı nakliye yapmak oldukça karlıydı. Bu nedenle, Tapınakçılar nakliye işlerini bu alana kaydırdılar. Başlangıçta Venedikliler, Cenevizliler gibi uzman denizcilerle çalışarak kısa sürede denizciliği öğrenip kendi filolarını kurdular.
Tapınakçılara ait yük gemilerinden bir görüntü.
sağlayacaktı.
Tehlikeli gidişatı, Fransa Kralı IV. Philippe’den çok önce fark eden Roma İmparatoru II. Frederick, 1220 yılında, şövalye tarikatlarının serbestçe ve hiçbir sınırlama olmadan toprak almalarını yasakladı. Çünkü, gidişata bakılırsa, bir ülkeyi topyekün ele geçirmeleri ihtimal dahilindeydi. Frederick, zaman içinde, kendi topraklarındaki Tapınakçıların mallarına el koydu ve ayrıcalıklarını kaldırdı. Bu gelişme Tapınakçıların, dolayısıyla da Papa’nın öfkesini üzerine çekti ve 1227′de Papa IX. Gregory, Kral’ı aforoz etti. Böylece tarikat, bir müddet daha faaliyetlerini kesintisiz olarak sürdürme imkanı buldu.
Tapınakçılara ait gemi kolonisi (solda). Roma İmparatoru II. Frederick (sağda).
Fransa Kralı VII. Louis’yi gösteren resim. VII. Louis’nin baş danışmanı da Tapınakçıydı.
‘İsa’nın yoksul askerleri’ olma iddiasıyla ortaya çıkmışlardı. Oysa hiçbir şey, gerçeklerden bu kadar uzak olamazdı. Tapınakçılar arasında Avrupa’nın en zengin insanlarını, Paris ve Londra’nın önde gelen bankerlerini görmek mümkündü: Champagne Kontu Hugh, Castilli Blanche, Alphonso de Poitiers, Artoisli Robert, Aragon Kralı I. James ve Napoli Kralı I. Charles’in maliye bakanları, Fransa Kralı VII. Louis’nin başdanışmanı Tapınakçıydı.11
Tapınakçılar o kadar zengin olmuşlardır ki, faaliyet
yürüttükleri krallıklardaki bazı hükümdarlar tamamen onların desteğine
bağımlı hale gelmişlerdir. 13. yy. Tapınakçılarına ait bir şato
görülüyor.
Sonuç olarak, Tapınakçılar o kadar zengin olmuşlardır ki, faaliyet yürüttükleri krallıklardaki bazı hükümdarlar tamamen onların desteğine bağımlı hale gelmişlerdir. İngiltere’nin birçok kralı, tarikata olan devasa borçlarına karşılık Kraliyet hazinesini Londra’daki Tapınakçı merkezlerine ipotek etmiştir. Bu durum, karar mekanizmalarını etkilemede Tapınakçılara büyük bir güç vermiş, onlar da bu gücü, savaşan hükümdarlar arasında sürekli hakemlik yaparak kullanmışlardır.12Tapınakçıların ekonomik hakimiyeti bir başka kaynakta da şöyle aktarılmaktadır:
Gerçekte, İngiliz tahtı müzmin bir şekilde Tapınakçılara borçluydu. Kral John ve 1260-1266 yılları arasındaki askeri seferlerde hazinesi tükenen III. Henry, devamlı olarak Tapınakçılardan borç almıştı.13Şehir merkezlerinde politika, ticaret, finans işleriyle uğraşan şövalyeler şehir dışında, geniş araziler üzerinde kurulan tarikat evlerinde tarım, hayvancılık, madencilik gibi sektörleri yönetmekteydiler. Tapınakçı merkezlerinde 2 ila 4 arasında şövalye bulunur, bu biraderler işlerin kontrolünü ve yönetimini sağlarlardı. Bu sistemi, günümüzdeki çok uluslu şirketlere benzetmek mümkündür. Tapınakçılar, kanun dışı yöntemlerle varlığını devam ettiren dev bir şirket haline gelmiş, şirketlere ait bütün bilgileri büyük bir gizlilikle saklamış, Kilise’ye bile bu konuda bilgi vermemişlerdi.
Tapınakçılar, kanun dışı yöntemleri olan dev bir
şirket haline gelmiş, bütün bilgileri büyük bir gizlilikle saklamış,
Kilise’ye bile bu konuda bilgi vermemişlerdi.
İngiltere Kralı III. Henry, devamlı olarak Tapınakçılardan borç alıyordu.
Tarikatın böylesi geniş bir alana yayılmış olan mal varlığına tümüyle el koymak ne Fransa Kralı ne de Papa için mümkün olabilmiştir. Kralların servetleriyle yarışan mal varlıkları, (engizisyondan kaçtıkları dönemde) Tapınakçılara ihtiyaçları olan korumayı ve güvenceyi sağlamaya yetmiştir.
Hiçbir Ortaçağ kurumu kapitalizmin yükselişine Tapınakçılar kadar katkıda bulunmamıştır.151307 yılında başlayan Tapınakçıların sorgulandığı mahkemeler, II. Frederick’in şüphelerinin ne kadar haklı olduğunu ortaya koymuştur. Yıllar süren takip, tutuklama ve infazlar sonucunda Kilise her ne kadar resmen ortadan kalktığını iddia etse de tarikat, bütün Avrupa’da isim ve kimlik değişikliğine giderek faaliyetlerine devam etmiştir.
Buraya kadar verilen bilgi ve örneklerden de anlaşılacağı gibi, tüm Avrupa’yı kontrol altına alan Tapınak Şövalyeleri tarikatı, Hıristiyanlık prensiplerine bağlı dindar bir tarikat değildi. Tam tersine, tüm faaliyetleri din ahlakına tamamen tersti. Sonraki bölümde de göreceğimiz üzere, Tapınakçı tarikatına hakim olanların inançları ve uygulamaları, Hıristiyanlığa uzak, hatta ona düşman bir yapı sergilemekteydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder